ABDÜLHAK HÂMİD TARHAN
12/04/2026“Felaket gibi hoca az bulunur.”
Tanzimat’tan sonraki yenileşme devri Türk edebiyatının tanınmış şair ve tiyatro yazarı Abdülhak Hâmid Tarhan’ı ölümünün sene-i devriyesinde rahmet ve saygıyla anıyoruz.
Ekrem ERDEM
Genel Başkan
ABDÜLHAK HÂMİD TARHAN (1852-1937)
2 Ocak 1852’de dedesi Hekimbaşı Abdülhak Molla’nın Bebek’teki yalısında doğdu. Babası bir süre Encümen-i Dâniş’in ikinci reisliğini yapan tarihçi Hayrullah Efendi, annesi ise Kafkasya’dan kaçırılıp İstanbul’a getirilen Müntehâ Nasib Hanım’dır. İlk tahsiline Bebek’teki mahalle mektebinde başladı. Evliya Hoca ile, ona şiir zevkini aşılayan devrin tanınmış âlimlerinden Hoca Tahsin Efendi’den hususi dersler aldı. On yaşlarında ağabeyi Nasûhi Bey ile Paris’e gitti (1863). Orada bir buçuk yıl kadar özel bir okula devam etti, 1864 yılı sonlarında geri döndü. 1865’te Tahran’a elçi tayin edilen babasıyla İran’a gitti. Bir yıl sonra babasının Tahran’da âni ölümü üzerine ailesiyle birlikte İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Önce Maliye Mühimme Kalemi’nde, bir müddet sonra da Şûrâ-yı Devlet ve Sadâret Mektûbî Kalemi’nde görev aldı. Maliye Kalemi’nden tanıdığı Ebüzziyâ Tevfik vasıtasıyla Sâmipaşazâde Sezâi, Nâmık Kemal, Recâizâde Ekrem ve Mizancı Murad’la tanıştı. 1874’te Edirne’de Pîrîzâde ailesinden Fatma Hanım’la evlendi. 1876’da Paris büyükelçiliği ikinci kâtibi olarak Fransa’ya gitti. Paris’te iken yayımladığı Nesteren (1878), hükümetin dikkatini çekti ve izinli olarak İstanbul’da bulunduğu bir sırada memuriyeti lağvedildi. 1880’de Berlin elçiliği kâtipliğine tayin edildiyse de bu görevi kabul etmedi. Dört yıla yakın bir süre açıkta kaldı ve sıkıntı içinde yaşadı. 1883 yılı sonlarında Bombay şehbenderliğine tayin edildi. Vahşi Hindistan tabiatından çok etkilenen Hâmid burada, şiir hayatında özel bir yeri olan ve en iyi şiirlerinden sayılan “Kürsî-i İstiğrak”, “Külbe-i İştiyak” ve “Zamâne-i Âb” gibi yeni şiirler yazmaya başladı. Ayrıca, İngiliz idaresi altındaki gerçek Hintli’yi tanıdı ve bu insanlara değişik bir gözle bakmaya çalıştı. Ancak, daha önce İstanbul’da vereme yakalanan ve iyileşir ümidiyle Hindistan’a getirdiği karısı Fatma Hanım’ın durumu büsbütün kötüleşince İstanbul’a dönmek üzere yola çıktı. Fakat hastalık yolda daha da artınca, ağabeyinin vali olarak bulunduğu Beyrut’ta karaya çıkmak zorunda kaldı. Bütün gayretlere rağmen henüz yirmi altı yaşındaki Fatma Hanım burada öldü (Nisan 1885). Hâmid, karısının ölümünün verdiği büyük ıstırap ve acıyla Beyrut’ta Makber’i yazmaya başladı.
İstanbul’a döndükten bir süre sonra Londra sefâreti başkâtipliğine tayin edildi. Londra’ya gidişi, Hâmid’in sanat hayatı üzerinde de tesirini gösterdi. Oradan Gayret mecmuasına gönderdiği “Hyde Park’tan Geçerken” gibi şiirlerinde hürriyet ve tabiat duygusuna ön planda yer verdiği dikkati çekmektedir. 1890’da orada Nelly Clower adlı bir İngiliz’le evlendi. Bu arada Londra’da, Zeyneb ile Victoria devri İngiltere’sinin çeşitli özelliklerini aksettiren Finten adlı iki piyes kaleme aldı ve yayımlanmak üzere İstanbul’a gönderdi. Fakat eserlerin yayımına izin çıkmaması bir yana, Hâmid görevinden alındı. Bazı nüfuzlu dostlarının araya girmesi üzerine herhangi bir eser neşretmemek şartıyla affedildi; rütbesi ve maaşı arttırılarak sefâret ikinci müsteşarı göreviyle tekrar Londra’ya gönderildi. Bu yüzden Hâmid, II. Meşrutiyet’in ilânına kadar “Ordu-yı Hümâyun’da Bir Şair” ve “Hediyye-i Sâl” gibi birkaç şiir dışında herhangi bir eser yayımlayamadı. Görevi 1895’te Lahey’e nakledildi. İki yıl sonra ikinci müsteşar olarak tekrar Londra’ya döndü. 1906’da Brüksel sefâretine tayin edildi. 1911 yılında eşi Nelly’nin ölümünden sonra Lüsyen (Lucienne) Hanım’la evlendi. 1912’de diplomatik görevine son verildi. İstanbul’a döndükten sonra, 1914’te Meclis-i A‘yân âzası seçildi ve 1918’de meclisin lağvına kadar bu görevi sürdürdü. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti ve orada tam anlamıyla bir sefalet içinde yaşadı. Zaferden sonra İstanbul’a dönünce, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine “hidemât-ı vataniyye” tertibinden maaş bağladı; İstanbul Belediyesi de Maçka Palas’ta ikametine bir daire tahsis etti. 1928 yılında İstanbul milletvekili seçildi; milletvekilliği ölümüne kadar sürdü. 13 Nisan 1937’de öldü; cenazesi Zincirlikuyu’daki Asrî Mezarlığa defnedildi.
Eserleri. Şiir: Sahrâ (1897); Dîvaneliklerim yahut Belde (1885); Bunlar Odur (1885); Makber (1885); Ölü (1885); Hacle (1885); Kahbe yahut Bir Sefîlenin Hasbıhâli (1886); Bâlâdan Bir Ses (1912); Vâlidem (1913); İlhâm-ı Vatan (1916); Garam (1923).
Tiyatro: Mâcerâ-yı Aşk (1873); Sabr ü Sebat (1875); İçli Kız (1875); Duhter-i Hindû (1876); Nesteren (1878); Târık yahut Endülüs Fethi (1879); Tezer yahut Melik Abdurrahmani’s-sâlis (1880); Eşber (1880); Zeyneb (1909); İlhan (1913); Turhan (1916); Finten (1916); Abdullahüssagîr (1917); İbni Mûsâ yahut Zâtü’l-cemâl (1917); Sardanapal (1917); Tayflar Geçidi (1917); Nazife (1917); Yâdigâr-ı Harb (1917); Ruhlar (1922); Yabancı Dostlar (1924); Arzîler (1925); Hâkan (1935).
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi